| üftade |
|
NOT:Bir arkadaşıma ait olan ve zevkle okuyup vesilesiyle yeni bakış açıları kazandığım bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedim.(M.S.Ö.-Yusufahmed) İYİ DOĞRU VE GÜZEL Her insan kendi doğrularıyla yaşar, iyi olmaya çalışır ve daima güzeli ister. Sokaktan insanları çevirip teker teker “iyi nedir” diye sorsanız. Alacağınız cevap üç aşağı beş yukarı aynıdır. Doğru ve güzel olan… Peki doğru nedir? “iyi ve güzel olan” peki ya güzel nedir? “doğru ve iyi olan” buyurun size bir bilmece… Aynı yere çıkan ve hiçbir yere varmayan yol. Bu üç kavram sanki insanlar arasındaki toplumsal sözleşmenin olmazsa olmaz yapı taşları.. iyi de bunların ölçüleri nedir, nerde başlar, nerede biter, kim belirler? Biz toplum olarak bir yanılgının içindeyiz. İyi olduğunu bildiğimiz şeyi her şeyiyle kabul edip onu hak etmediği bir konuma yükseltebiliyoruz. Sonra da bu adam iyi biri böyle bir yanlışı yapmaz diyoruz. İyi olmasına iyi de, yanlış iyinin karşıtı değil doğrunun karşıtı, demek ki o adam iyi biri lakin bu iş için doğru kimse değil. Yani bir iş için ehil olmayan ve tek marifeti iyi olması olan kimseye şunu diyebilmeliyiz “ arkadaşım sen çok iyi bir insansın benden kız kardeşimi istesen seve seve senin eniştem olmana rıza gösterebilirim. Ama gel belediye başkanlığına adaylığını koyma bu senin yapacağın iş değil. Bu doğru bir karar olmaz. Oraya bu işleri kıvırabilecek, iş bitirici bu vasıflarıyla da orayı hak eden birinin geçmesi gerekir.” Demek ki doğrunun karşılığı olabilecek kelime “hak” bu durumda doğruyu yapmak da emaneti ehline teslim etmek manasına gelir. Doğru “ iyi” kavramından anladığımız gibi zararsız birisi olmak değildir. Bilakis ne pahasına olursa olsun hakkı icra etmek demektir. Eğer bir dostunuza herhangi konuda kendisinin ehliyetsizliğini yukarıdaki gibi söylemeye kalkarsanız olacak şudur; doğrunun tesisi, hakkın icrası için yeterli olmayan bir iyiliğin imhası ve düşman kazanma sanatının öğrenilmesi… Hepimizin bildiği gibi doğruya tahammül zordur. Hele ki doğruculara… Peki güzel için ne buyurulur? Galiba bunun için en güzel tarif şu olsa gerek: Bir işin iyi niyetle, doğru ellerde kalp inceliği ve irfan bilgisiyle işlenerek ortaya çıkan ve kişiyi her yönüyle tatmin eden neticesi. Şimdi kendimize bir soralım; hangi işimiz güzel, neyi doğru yapıyoruz ve ne kadar iyiyiz? Tamam bunlar iç içe geçmiş kavramlar. Bir olayı nitelendirirken her biri için sadece iyi, doğru veya güzel dememiz yeterli olmayabilir. Anlaşılan bu kavramların tanımı için misaller üzerinden konuşmalıyız. Misâl; bir dilenciye sadaka vermek herkes tarafından iyi karşılanır. Lakin bu işin tacirliğini yapanlara dilenmeyi meslek haline getirenlere paranı kaptırmakta doğru değildir (budalalıktır). İşin diğer bir boyutu da çoğu zaman bu sadaka karşımızdakinin kendi ihtiyacını karşılaması için verdiğimiz bir bağış değil veren kimsenin vicdan muhasebesindeki açığın kapatılması için ödenen bir borçtur. Ameller niyetlere göredir hadisinden hareketle yapılan her işteki iyilik kıstası sadece niyettir. Alın size bir iyilik ölçüm birimi; niyet… Kimse kişinin kardeşini katletmesinin iyi ve güzel bir şey olduğunu söyleyemez. Zaten değildir de. Ama siz Osmanlı padişahı iseniz binlerin, yüz binlerin ölmemesi, devletin bölünmemesi için kardeşinizin öldürülmesine ses çıkaramazsınız hatta fermanını yazmak zorunda kalırsınız.. İşte bunun da doğru olmadığını söylemek budalalıktır! Evet iyi bir şey değil, güzel hiç değil ama doğru. Birileri çatlasa da patlasa da doğru olan bu. Sıra geldi güzel için misal vermeye. Bana kalırsa güzelin manası ve misâli tek; Muhammed Mustafa (s.a.v) ve onun her hali. Açmak lazım gelirse bir kelime daha eklenebilir, marifet... H.z Pir’in Mesnevisinde konu ettiği H.z Musa ile Hızır’ın hikayesinde olduğu gibi hikmeti sonraca anlaşılan marifet bilgisi. Gabya inananların, hiçbir şey göründüğü gibi değildir düsturuyla eşyanın hakikatini kurcalayanların arayışındaki sır… Bu kadar karışık ve zor mu diyeceksiniz? Hayır emin olun bizim gibiler için çok basit. Güzel dediğin; iyi ve doğru olan şeydir. Yani bir kimse fakir birinin okula başlayacak çocuğunun ihtiyaçlarını giderir onunla ilgilenirse; hem bir iyilikte bulunmuş hem de doğru ve güzel bir şey yapmış olur. İşte bu kadar. Yani en başta yapılan sokak tarifi. Bizler güzeli anımsatan şeylere güzel demeye o kadar alışmışız ki güzelin ne olduğunu unutur hale gelmişiz. Bu da galiba insanlarla alakalı bir durum. Herkes bildiği veya görebildiği şeyin tanımını yapabiliyor. Onu tanıyıp, tanıtabiliyor. Doğuştan kör birine renkleri nasıl tanıtırsınız veya daha önce hiç bal yememiş bir çocuğa balın tadını, ne olduğunu nasıl anlatacaksınız? Kısacası herkesin iyi, doğru ve güzeli kendi ruh inceliği, fikir derinliği, bilgi birikimiyle alakalı. Kimisi için hayatının en güzel olayı Fenerbahçe’nin Galatasaray’ı 6-0 yenmesi, hayatta karşılaştığı en doğru şey işinde terfi etmesi, iyiliği de sokaktan geçerken kendisine uzanan elleri boş çevirmemek olarak görebilir. Kimisi de vardır ki; güzele hiç ulaşamaz onun için güzel hep bir adım ötededir, onunda ötesinde, onunda ötesinde… Bu sebepten onun için tek doğru, yolda olmaktır, bir adım sonrasına ermek için hep yol almak ve onun için iyilik zaten bir meziyet değildir. Aslına bakarsanız iyilik kimse için ayırıcı bir meziyet olmamalıdır. Ayırıcı olan şey neyi ne kadar doğru yapabildiğindir. O doğruların kendisini ne kadar güzelleştirdiğidir. Keşke -bu satırları yazan kişide dahil- her insan iyi doğru ve güzel hakkında bu kadarcık bir bilginin şuurlu sahibi olabilse. Bekli o zaman hayır demek bize bu kadar zor gelmeyecek. Gerektiği yerde hayır diyebilmek doğruluğunun hafifliğini yaşayacağız. Bekli de sünepe bir iyiliğin ne kadar ahmakça olduğunu anlayacağız. Kendi iyiliğini maharetmiş gibi pazarlayanların şaşırtıcı aptallıklarına gülmeye fırsatımız olacak. Doğrunun hatırla değil hakla icra edildiğini, doğrunun bütün iyilik mefhumlarından üstün olduğunu, yeri geldiğinde iyiliği tamamıyla iptal edebileceğini şaşırmadan, dillerimiz dolaşmadan taşın gediğe konma vaktinde rahatlıkla söyleyebileceğiz. Ve belki de o zaman güzeli bu kadar ucuza satmayacağız. Ali Bilge ŞAHİN
15:07 - 29/8/2006 - yorum {3} - yorum yazTefvîz-nâme
Nâçâr kalacak yerde Kalbin ana berk eyle Nâgâh açılır perde Tedbîrini terk eyle Dermân eder her derde Takdîrini derk eyle Mevlâ görelim neyler Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler. Neylerse güzel eyler... 13:30 - 14/8/2006 - yorum {3} - yorum yaz |
Tanım "Surete nazar eyler isen sen ile ben var, amma ki hakikatte ne sen var ne de ben var." Ana Sayfa Profilim Arşiv Arkadaşlarım Son yazılar - Başlıksız - Tefvîz-nâme Kategoriler Kategori yok Arkadaşlarım - otuzuncuharf - yavuzalp - kafdagi - BahaettinKarakoc - edebiyatvakti - masumiyet - huzzam - ulkuodabas - dilbeste - ruzigar - suzidil - uzlet - nihavend - rehguzar - gulefsan - sufikalbi - edepli - visal - mimarsami - sevince |